EVRİM KONUSUNA FARKLI BİR BAKIŞ

Hamam böceği, şu bildiğiniz, çoğumuzun iğrendiği, perişan yaratık…….. mı? Ya hamam böceği insandan evrilmiş, çok daha mükemmel bir yaratık ise! Öyle şey olur mu demeyin. Evet soğuk kanlı bir canlı. Çevre sıcaklığı aşırı derecede yükseldiğinde veya düştüğünde bu yaratık zor durumda kalıyor. Bir müddet aşırı sıcaklığa maruz kalırsa dayanamayıp ölüyor. Ama bir düşünün 300 milyon yıldan fazla bu canlı mevcut. Sadece boyca küçülmüş o kadar. Böcek öldürücü ilaçlara direniyor. Radyasyona dayanıklı. O kadar zaman değişmemesi evrimde en mükemmel bir seviyeye geldiğini gösteriyor olmasın? 300 milyon yıl önce belki şartlar farklıydı. Mevsimler, sıcaklıklar, çevre bugünküyle aynı değildi. Hamam böceği bugün de o gün de var. Belki bizim çocuklarımız da milyonlarca yıl sonra hamam böceğine evrilmiş olacaklar!

Evrim devam eden bir süreçtir mi dediniz? Bir canlının milyonlarca yıl değişmediğini gören evrimciler şöyle kulp takıyorlar: o canlı için çevre şartları çok uygun olduğundan doğal seleksiyon onu evrilmeye artık zorlayamıyor veya evrimi çok yavaşlamıştır. Buna evrim baskısı eksikliği diyorlar. Böyle denince çok bilimsel bir hava veriyor: lack of evolutionary pressure (!)

Hal böyle ise evrile evrile bir gün öyle bir noktaya gelebiliriz ki artık evrim bize baskı yapamıyor olabilir. O nokta da neden hamam böceği seviyesi olmasın? Baksanıza hamam böcekleri yüz milyonlarca yıl önce evrimlerini tamamlamışlar. Odur budur yan gelip yatıyorlar!

Buna benzer bir durum da coelacanth denilen bir balıkta söz konusu. Bu balığın fosillerindeki yüzgeç şekillerine bakıp evrimciler 4 ayaklıların bundan evrildiğini söylemişler. Yaklaşık 60 milyon önce neslinin tükendiği tahmin edilmiş. İşin garip tarafı bu balık 1938 yılında doğu Afrika açıklarında gayet canlı bir şekilde bulunmuş! Hani bu balık 4 ayaklılara evrilip devrini tamamlamıştı? Şimdi de 4 ayaklıların coelacanth dan değil de onun akrabası olan lungfish denen bir balıktan evrildiğini söylüyorlar. Coelacanth ve lungfish ortak bir atadan evrilmişler. (İnsan ve maymunun maymuna benzer bir atadan iki kola ayrılarak evrildiklerini söyledikleri gibi) Ya coelacanth (veya lungfish) hiç 4 ayaklı bir canlıya evrilmediyse?

Olur mu canım insan çok daha gelişmiş, zeki, güçlü, konuşabilen bir varlık filan demeyin. Evrimde sizin ne kadar zeki ve iyi bir konuşmacı olduğunuza bakılmaz. Sert rüzgarlar estiğinde (şartlar çok olumsuz hale geldiğinde, felaket vukuunda) hangi canlı topluluğu (veya bir kısmı) hayatta kalıp genlerini sonraki nesle geçirebiliyor bu önemlidir. Olaya böyle bakınca insana kıyasla hamam böceği evrimsel rüşdünü ispatlamış görünüyor(!)

Evrimciler Darwin’ci evrim teorisinin okullarda çocuklara öğretilmesini istiyorlar. Hem de hiç bir eleştirel bir bakış olmaksızın. Bu fikrin okullarda öğretilmesine karşı çıkmak bilime karşı çıkmaktır, yobazlıktır, gericiliktir onlara göre. Onların gözünde evrim bir teori olmaktan da öte inkar edilemez bir olgudur, gerçektir. Ya evrimcilik bilim kilisesinin bir yobazlığı ise?

Ülkemizde malum bir kesim evrimci kilisenin borazanlığını yapıyor. Mesela bir köşe yazarı bir tabip derneğinin başındaki bir doktorun şöyle söylediğini yazıyor: Evrimi öğretmezsek, talebeye bakterilerin antibiyotik direnci geliştirmesini nasıl anlatacağız? Eğer bir doktor bunu diyorsa bizim eğitim sistemimizde Darwin’ci evrimciliğin öğretilme probleminden çok daha büyük sorunlar mevcuttur. Eğer bir doktor kendi mesleğine dair bir konuda canlıların adaptasyonu ile Darwin’ci bakış arasındaki farkı anlayamıyorsa, Darwin’ciliğe eleştirel bir gözle bakmaktan mahrum olarak yetişiyorsa eğitim sistemimiz sadece pozitivist zombiler yetiştiriyor demektir.

İslam hakkında ahkam kesen bazıları da evrimin İslam’la ters düşmediğini söyleyip duruyorlar. Bunların Kuran ve sünneti kendi fikirlerine uydurma fecaatiyle malul zihniyetlerine mi yanarsınız, yoksa hem Kuran, sünnet ve hem de Darwin’ci evrimcilik hakkındaki cehaletlerine mi.

Çoktan miadını doldurmuş pozitivizm etkisiyle midir bilinmez bunlar bilimde teorilerin bilim adamlarının kendi zamanlarındaki baskın olan sosyal ve fiziki dünya görüşünden etkilendiğinden, her bilimsel yaklaşımın arkasında yatan bir felsefe olduğundan bihaberdirler.

Darwin’ci evrimciliğin arkasında şu varsayımlar yatmaktadır:

  • Bilim canlıların kökenini, nasıl dünya üzerinde meydana geldiklerini mutlaka bulacaktır.
  • Canlılar tamamen tabii, rasgele ve tesadüfi süreçlerle meydana gelmiştir.
  • Bu süreçler zayıf olanın yok olduğu, güçlü olanın ayakta kaldığı zor şartların itmesiyle oluşmuştur.

Bu varsayımların ilk ikisi 19ncu yüzyıl Avrupasında hakim olan natüralist/pozitivist anlayışa, üçüncüsü de özellikle yine ayni yüzyıl İngilteresi’ne aittir.

Şimdi bunlara tek tek bakalım:

Bilim gerçekten canlıların dünyada nasıl meydana geldiklerinin cevabını mutlaka bulacak mıdır? Bir kere bilimin fiziki ve biyolojik alemdeki her sorunun cevabını er veya geç bulacağı iddiası bir safsatadan ibarettir. Böyle bir garanti yoktur. İnsanın canlılar dünyasının nasıl oluştuğunu merak etmesi tabiidir ama ille de bunun cevabı keşfedilecektir diye iddia etmek ispat edilemez bir önermedir. Pozitivist bir inançtır. Bilim araştırır ve sadece bazı soruların cevabını bulur. Bizim bilgiç ilahiyatçılarımız o önermeye iman ettiklerinden ve evrim teorisinin işte o bilimsel cevap olduğunu zannettiklerinden Darwin’ci evrimciliğin İslam’la ters düşmediği, Darwin’den önce İslam düşünürleri evrim fikirleri geliştirdikleri gibi açıklamalarda bulunurlar. Böylece aydın ve ilerici (!) din bilgini olduklarını ihsas ettirmek isterler. Ulemanın metoduna, sünnete gelince ulu orta eleştiren, ama evrime gelince en ufak bir sorgulama bile yapamayan bu ilahiyatçıların durumu aslında feci bir eziklikten ibarettir.

Canlılar gerçekten de tamamen tabii, rasgele ve tesadüfi süreçlerin sonucu olarak mı meydana geldiler? Bazı ilahiyatçılar diyecekler ki canlılar tabii süreçlerle meydana geldiler ama canlıları o süreçlerle yaratan Allah’dır. Dolayısıyla İslam’la evrim ters düşmez. İşte burası ilahiyatçıların tamamen çuvalladığı noktadır. Çünkü evrimciliğin temel yaklaşım noktası canlıların meydana gelmesini bir yaratıcının müdahalesine hiç ihtiyaç bırakmadan, kör, bilinçsiz ve tesadüfi tabiat güçleriyle izah etmektir. Bizim ilahiyatçıların anlayamadığı bu noktayı Darwin bile farketmiş teorisini geliştirdikten sonra kendi protestan inancı ile teorisi arasında zor durumda kaldığı söylenmiştir.

Peki evrimde zayıf olanın yok olduğu, güçlü olanın ayakta kaldığı zor şartlar mı rol oynamıştır? Evrimciler buna doğal seleksiyon diyorlar. Aslında bu fikir başta en sağlıklı olanın yaşaması diye adlandırılmış (survival of the fittest), sonra en güçlünün hayatta kalması denmiş (survival of the strongest) sonra da daha yumuşak ve politik olan doğal seleksiyona (natural selection) evrilmiştir. Canlıların ne kadar ve nasıl evrildiği ayrı bir konudur ama sakıncalı tabirlerin “doğal seleksiyon” a evrildiği(!) bir gerçektir. Güçlü olanın zayıfı ezdiği, altta kalanın canı çıktığı 19ncu yüzyıl rekabetçi İngiltere’sinden de ancak bu şekil bir modelleme beklenirdi. [1]  Evrimci görüşlerin niye başka bir yerden değil de 19ncu yüzyıl İngiltere’sinden çıktığını hiç düşündünüz mü? Darwin’in çağdaşı ve vatandaşı olan Alfred Russell Wallace’ın da Darwin’den habersiz olarak onunkine çok benzer bir evrim teorisi geliştirdiğini biliyor muydunuz?

Bu zihniyete göre tabii tesadüflerle canlıların nasıl meydana geldiğinin açıklaması vardır. O da Darwin’ci evrimdir. Canlılar çok uzun zamanlar zarfında genetik mutasyonlarla kendi toplulukları

içinde farklı alt gruplar üretirler. Çevre şartları değişince bu alt gruplardan bazıları yok olur. Dayanıklı olan alt grup hayatta kalır ve çoğalarak genlerini sonraki nesillere geçirir. Bu şekilde canlılar evrilerek yeterince uzun zaman geçince yavaş yavaş tamamen başka canlılara dönüşür. Yeni organlar, fonksiyonlar meydana gelir. Mesela göz oluşur, ciğer, mide, kulaklar meydana gelir vs.

Şimdi burada evrimciler iki şeyi birbirine bile bile karıştırmaktadırlar: Makro evrimle mikro evrim (adaptasyon)

Mikro evrim veya adaptasyon zaten bilinen bir şeydir. Bakterilerin antibiyotiklere, böceklerin böcek ilaçlarına direnç geliştirmesi gibi. Bu hatta Darwin’den, Darwin’ci genetikçilerden çok önce de gözlenen ve bilinen bir şeydi. Çiftçiler ayni ürünün değişik varyasyonlarını bir arada ekerlerdi. Mesela bir tür, hastalığa dayanıklı iken diğeri soğuğa dayanıklı olurdu. Eğer aşırı soğuk gelirse hastalığa dayanıklı olan telef olur ama soğuğa dayanıklı olandan ürün alınırdı. Buna mikro evrim veya adaptasyon deniyor. Ama bu varyasyonlar ne kadar çok olursa olsun tür aynidir. Mesela antibiyotiğe direnci olan bakteriler ne kadar mutasyon geçirirlerse geçirsinler yine bakteri olarak kalırlar. Tamamen farklı bir canlıya doğru değişme göstermezler. Makro evrim ise tamamen farklı bir canlıya dönüşme, zaman içinde yeni organlar/fonksiyonlar gelişmesi iddiasıdır. Halbuki bu sadece bir iddiadan ibarettir. Evrimciler bu iddiayı gözlemlerle doğrulayabilmek için kısa zamanda çok nesiller atlayabilen, hızlı üreyebilen bir sinek çeşidini (Drosophila) nesillerce üretip deneyler yapmışlar ve sinek değişik şartlara adaptasyon göstermiş ama binlerce nesil sonra bile farklı bir canlıya dönüşmemiş, ayni sinek olarak kalmıştır.

Evrime bir delil olarak da fosil kaydı gösteriliyor. Bu da oldukça tartışmalıdır. Ama bu tartışmanın detaylarına girmeden buradaki mantıksal bozukluğu göstermek yeterli olacaktır:

KAP KACAK SAFSATASI

Farzedelim bir gezegende bir uygarlık yaşasın. Teknolojileri ilerledikçe basitten komplekse doğru giden kap kacaklar geliştirsinler. Sonra bir sebeple bu uygarlık yok olsun. Çok zaman sonra bu gezegene inen evrimci kafalı uzaylılar yaptıkları kazılarda kap kacağın tarihlerini ölçerek giderek kompleks hale geldiğini müşahade etsinler. Fosil kaydına evrimci gözlükle baktıkları için bu kap kacağın birbirinden evrildiği sonucuna varırlarsa bunun gerçekle ne kadar alakasız olacağı aşikardır.

Fosil kaydının verdiği bilgi şundan ibarettir: Tahmin edilen bir geçmiş zamanda bazı canlıların çürümeyen kalıntı veya kemiklerinden ibarettir. Geçmiş zamandan canlı hakkında kısmen bilgi veren bir kesittir, hepsi bu. Bu bilginin nasıl anlaşılacağı, yorumlanacağı ayrı bir konudur.

HER ŞEY MÜMKÜN MANTIĞI

Dikkatle bakıldığı takdirde evrimcilerin mantık problemi açık bir şekilde görünür: Onlara göre mutasyonlarla sınırsız değişimler ürettiği varsayılan genlere ilaveten bir elek olarak doğal seleksiyon yeterince zaman verildiğinde mevcut her hangi bir canlıyı meydana getirmeye kadirdir.

“Neo-Darwin’ci rasgele değişim kavramı akla gelebilecek her şeyin mümkün olduğu safsatasını içinde barındırır.” Ho and Saunders [2]

Canlıların genetik bir bütünlüğü ve kararlılığı vardır. Evrimciler yeterince zaman verilirse genlerin her türlü yeni canlılara yol açabileceğini varsayıyorlar. Halbuki ya genlerin her türde sınırlı bir mutasyon potansiyeli varsa? Bilim dünyasında evrim kilisesinin baskısı ve dar kafalılığı olmasaydı belki de genetik potansiyelin her canlı türünde değişme sınırlarını bulmaya çalışmak ilginç bir araştırma konusu olabilirdi.

DOĞAL SELEKSİYON: BİR TOTOLOJİ

Zaten bilinen bir şeyi başka bir şekilde söylemektir totoloji. Yeni bir bilgi vermez. Mesela bir şey kendi parçasından büyüktür demek bir totolojidir. Çünkü zaten parça tanım olarak bütünün bir kısmıdır. Eğer bir canlı topluluğunun bir kısmı diyelim ki 40 derecenin üstündeki sıcaklığa dayanıklı olsun, diğer bir kısmı ise olmasın. Sıcaklık 40 derecenin üstüne çıkınca doğal seleksiyon dayanıksız olan grubu elimine eder demek bir totolojiden ibarettir. Çünkü bir az önce zaten bir grubun yüksek sıcaklığa dayanamayacağını tanım olarak söyledik. Doğal seleksiyonun bir totoloji olduğu biyoloji felsefecileri tarafından farkedilmiş ve tartışılmıştır.

Doğal seleksiyonun canlı topluluğunun bazı alt gruplarını eleyerek başka canlılara evrildiğini söylemek bir yanılsamadan ibarettir. Yukarıda bakterilerin antibiyotiklere, böceklerin böcek ilaçlarına direnç geliştirdiğinden bahsetmiştik. Aslında “direnç geliştirdiğini” söylemek çok da doğru değil. Söz konusu canlı grubunun bir şey geliştirdiği yok. Onun bir alt grubunda bu dayanıklılık zaten mevcut. Diğerleri ölünce bunlar devam ediyor. Sonraki nesiller bu özelliği tevarüs ediyorlar. Artık ilaç hiç tesir etmemeye başlıyor. Yani o durum zaten bir genetik özellik olarak vardı. İşte Darwin’ciler (Neo-Darwin’ciler) bunu ellerinde bir delil veya gözlem olmaksızın bir türün zamanla tamamen başka bir türe evrilmesine doğru genişletiyorlar. Fosil kaydı gibi bulguları da zorlayarak evrime delil olarak yorumluyorlar.

Evrimcilerin bazısına göre evrimi oluşturan şey doğal seleksiyon iken bazılarına göre doğal seleksiyon kavramı tamamen reddedilmelidir:

Artık biliyoruz ki doğal seleksiyon evrimin yalnızca kaçınılmaz faktörü değil, onun yegane faktörüdür.” Julian Huxley [3]

Diğer bir evrimci De Faria ise doğal seleksiyonun bilimsel olmayan bir açıklama tarzı olduğunu farketmiş ve ona karşı bit tavır almıştır:

Başından şunu açıkça söyleyelim: Eğer kişi evrimi ciddi bir şekilde anlamaya kalkışacaksa seleksiyon biyoloji sözlüğünden kaldırılması gereken bir kelimedir.” [4]

KÖKSÜZ KÖKEN TEORİSİ: Neo-Darwinism

Evrimcilik türlerin kökenini açıklama iddiasıyla ortaya çıktı. Darwin’in meşhur kitabının adı zaten Türlerin Kökeni’dir (Origin of the Species). Darwin’den çok sonra genetik alanındaki gelişmeleri bir kısım bilim adamı Darwin’ciliğe uyarlayarak Neo-Darwinism haline getirdiler. Darwin zamanında genler, DNA filan bilinmiyordu. Ama DNA söz konusu olunca iki büyük problem beliriveriyor:

  • DNA molekülü iki çeşit: sol ve sağ. Sol DNA ile sağ DNA birbirinin simetriği. Aynı sağ el ile sol el gibi. Ama canlıların %95 inden fazlası sol DNA’dan oluşmuş. Eğer DNA molekülleri 100 milyonlarca yıl önce tabiatın kör kuvvetleri ile meydana gelmişse (bu da ayrı bir problem, çünkü mevcut şartlarda DNA tabiatta meydana gelemiyor. Eski zamanlarda nasıl meydana gelebildiği büyük bir soru işareti) sağ ve sol DNA’nın kör tabiat kuvvetleri sonucu olarak yaklaşık olarak aynı miktarlarda meydana gelmesi lazımdı. Canlıların da yarıya yakını sağ DNA’lı, diğer kısmı da sol DNA’lı olması gerekirdi. Natural Sciences Know Nothing About Evolution isimli kitabında A.E. Wilder Smith bu problemin evrimciliği kökünden çökerttiğini söyler. Türlerin kökenini aydınlatması beklenen evrimcilik binası ta kendi kökünden ışıksız kalmıştır.
  • DNA molekülünün oluşması, hatta kromozomları oluşumuna zemin hazırlaması kabul edilse bile canlıların temel birimi olan hücre DNA’dan veya kromozomlardan ibaret değildir. Kromozomlar hücrenin sadece çekirdeğini oluşturur. Hücre bundan çok daha fazla ve karmaşık bir şeydir. Organeller, plazma, hücre zarı nasıl meydana gelmiştir? Evrimcilerin çok hücreli, kompleks canlıların oluşumlarını açıklamaktan önce, işe en başından başlayarak, bir hücrenin kör ve tesadüfi tabiat olaylarıyla nasıl meydana geldiğini gerçek bir bilimsel yolla açıklamaya çalışmaları gerekirdi. Halbuki bunu yapmak şöyle dursun, kör kuvvetleri bir tarafa bırakın, laboratuarda cansız organik maddelerden bir canlı hücreyi bilinçli olarak dahi meydana getirmekten acizdirler. Bir hücrenin nasıl meydana geldiğini açıklayamazken çok karmaşık, farklı dokuları ve organları oluşturan milyonlarca hücrelerden oluşmuş canlıların nasıl meydana geldiğini açıklama iddiasında bulunmak aslında kibirli bir taassup eseri olmalıdır.

TÜRÜN TANIMI

Türün bilimsel bir tanımı evrimci biyolojide problemlidir. Bilimde her durumda zamana ve mekana bağımlı olmayan bir tanım gerekir. Mesela Newton mekaniğinde kütle tanımı böyledir. Zamana ve mekana göre değişmez. Ama evrimcilere göre tür tanımı böyle olmaktan uzaktır: Birbirinden çoğalabilen canlılar ayni türdür derler. İyi ama bu bütün zamanlara uygulanamaz. Mesela Neanderthal’ler bugün var olsaydı modern insanlarla çocuk yapabilecek miydi bilmiyoruz. Yapamasalar evrimciler işte ara geçiş formu demiştik size diyecekler, yapsalar pardon Neanderthal’ler değişik bir insan ırkı imiş diye işi savuşturacaklardı. Bu tanım erkek ve dişisini kendinde barındıran sadece kendinden üreyen aseksüel türleri de kapsayamamaktadır.

Türün evrimciler tarafından böyle tanımlanması Mayr kuruluş prensibi ile alakadardır. (Mayr’s foundation principle) Bu prensibe göre bir canlı topluluğunun bir kümesi topluluktan koparsa bir müddet sonra ana toplulukla üreme açısından uyumsuz hale gelmektedir. Ya çiftleşmemekte veya çiftleşseler bile yavruları bozuk veya kısır doğmaktadır. Mayr’a göre artık bu iki topluluk neredeyse iki ayrı bir tür olmak üzeredir, iki ayrı türe evrilmeye başlamıştır. Gerçi bu iki topluluk form ve fonksiyon olarak hala aynidirler ama evrimci gözlükle bakmak isteyen Darwin’ciler türü böyle tanımlayarak kendi kuruntularına kulp takmış olmaktadırlar.

Avustralya yerlilerinin yaklaşık 40 bin senedenberi o kıtada yaşadıkları söyleniyor. Peki bunlar dünyanın öbür ucundan gelmiş olan batı avrupalılarla nasıl oluyorda evlenip, kısır olmayan çocuklar yapabiliyorlarlar? Mayr kuruluş prensibi niye burada çalışmıyor?

DONANIM/YAZILIM

Bilgisayarların gelişmesi ve beyin üzerinde yapılan araştırmalar gösteriyor ki sadece bir organın mükemmelen gelişmesi yetmiyor. Beyinde onu kontrol eden – tabir caiz ise – bir yazılım var. Mesela ağzınız, diliniz, ses telleriniz ne kadar sağlıklı olursa olsun beyindeki konuşma merkezi bozuksa konuşamıyorsunuz. Evrimciler sadece fiziki yapının (donanım) gelişmesini açıklamaya çalışırken işin bu tarafını göz ardı ediyorlar. Farzı muhal kör tesadüf sonuçlarının doğal seleksiyonla elenip hayatta kalmaya yarayanlarının geri kalmasıyla yeni bir organ oluştu diyelim. Onu kontrol eden yazılımın da tamamen tesadüfi mutasyonlarla beyinde ayni zaman zarfı süresinde meydana gelmesinin nasıl bir ihtimal dahilinde olduğunu siz düşünün.

BİR DİĞER MANTIK TUTARSIZLIĞI

Farklı türlerin birbirinden evrildiğini iddia ederken Darwin’ciler o türler arasındaki benzerlikleri kullanırlar. Mantıken eğer benzerlikle mutlaka iki tür arasındaki evrim olduğu sonucuna varacaksak, bunun aksi de doğru olmalıdır: Benzemezlik de ikisi arasında evrim olmadı demektir. O zaman niye sadece benzerliklere bakıyoruz?

Buna dair ilginç bir örnek hemoglobindir. Bu maymunlarla insanlar arasında bir benzerliktir. Buna dayanarak insan ve maymunun evrimsel akraba olduklarını söyleniyor. Peki hemoglobinin bazı bitkilerin kök nodüllerinde de bulunduğunu biliyor muydunuz? İşte burası evrimci mantığın iflas ettiği yerdir.

SONUÇ

Yukarıda daha çok Darwin’ciliğin mantık ve metod problemlerine değindik. Bu teori (belki buna teori bile denemez) tamamen keyfi varsayım ve açıklamalara dayanır. Paralel evrim derler, bir canlı milyonlarca yıl hiç değişmemişse evrim baskısı eksik veya evrim hızı yavaş derler. Yeni ve farklı canlıların ortaya çıktıklarını niye gözlemlemiyoruz diye sorarsanız, evrim çok yavaş oluyor, milyonlarca yıl gerekiyor derler. Bütün bunlar evrimci bakışın ne kadar keyfi olduğunu gösterir.

Bazı evrimciler de gelen eleştiriler karşısında evet evrim teorisinde problemler olabilir ama elimizde bundan iyi bir teori yok argümanına sarılır. Buna karşı Norman Macbeth şöyle der:

Yarışta sakat bir kişiyi geçmenin ne onuru olabilir ki? Saha hep beceriksizlerle doluysa sahanın en iyisi olmanın bir manası yoktur. [5]

Canlılar dünyası çok kompleks ve zengin bir dünya. Baktığınız her yerde müthiş bir düzen ve bütüncül bir bakışla incelendiğinde canlıların donanım ve yazılımlarında muazzam bir bilgi bulunmaktadır. Mesela bir saatin içine baktığınızda bütün parçaların birbiriyle uyum halinde, karmaşık bir şekilde çalıştığını görürsünüz. Bir parçayı çekip alsanız çoğu kez saat bozulur. O saatin yapımında çok etkileyici bir bilgi birikimini farketmeden edemezsiniz. Bu durum canlılarda çok daha komplekstir ve onların yapısında çok daha büyük bir bilgi mündemiçtir. İşte o noktada yaratıcının sanatı o kadar belirgin, o kadar hayret vericidir ki! Evrimci yaklaşımın altındaki temel bozukluk sanat eserinin meydana gelişini sanatkarı devre dışı bırakarak açıklamaya kalkışmaktır. O sebepledir ki ateizmin, materyalizmin ivme kazandığı 19yy da Marx gibiler Darwin’in fikirlerine balıklama atlamış, hemen benimsemişlerdi.

Peki canlılar nasıl yaratıldı? Belki biz bunun cevabını hiç bilemiyeceğiz. Allah yeni bir canlı bir türünü mevcut bir canlı topluluğu üzerinde değişiklik yaparak mı, yoksa yoktan var ederek mi meydana getirdi veya hiç tahmin edemediğimiz bir yolla mı yarattı bunları bilmiyoruz. Yine bir evrimci olan Stephen Gould’un iddiasına göre fosil kaydı düzgün ve lineer bir evrime işaret etmiyor. Aksine çok uzun jeolojik peryotlarda fazla bir değişme olmamış, sonra nisbeten kısa jeolojik zaman aralıklarında (bir kaç milyon yıllık) türlerde bir patlama yaşanmış, yeni türler meydana gelmiştir. Buna punctuated equilibria (arada bir bozulmuş istikrar halleri) deniyor. Eğer bu iddia doğruysa Allah belki de uzun süren istikrar dönemlerinden sonra ara ara bir şekilde yeni canlılar yaratmış olmalıdır. En doğrusunu Allah bilir.

Bu konuyu değerli bir bilim adamı olan J.W. Dawson’un evrimciler hakkındaki şu hikmetli sözleriyle bitirelim:

Az bir bilginin tehlikeli olduğunu söylemek büyük bir hatadır. Saf gerçeğin en küçük bir parçası bile değerlidir ve kıymetli bir meyvası olacaktır.  Esas tehlike az bir bilgiyi işe yaramayacağı yerlerde kullanmaya kalkışmaktır… [6]

…………………

Psikolojik açıdan, erişilemez sırları çözmeye kalkışırken bilimin kapısını açamadığı doğal sırların eksikliğini zorlayarak  zamanımızın en güçlü ve zeki zihinlerinin enerjilerini tüketmelerini izlemekten daha ilginç bir şey olamaz. [7]


[1] Science, Ideology, and World View Essays in the History of Evolutionary Ideas, John C. Greene, University of California Press, 1981, p.49

[2] Beyond Neo-Darwinism (Lima de Faria’nın Evolution without Selection Form and Function by Autoevolution kitabının 15nci sayfasından naklen)

[3] Brian Leith’in The Descent of Darwin (Collins, 1982) kitabında sayfa 39 da Julian Huxley”in Evolution in Action kitabındandan naklen (J. Huxley, Chatto & Windus, London, 1953)

[4] Evolution without Selection Form and Function by Autoevolution, A. Lima de Faria, Elsevier, 1988, p.xviii, see also p.3

[5] Darwin Retried: An Appeal to Reason, Norman Macbeth, Gambit, 1971, p.77

[6] Modern Ideas of Evolution, J.W. Dawson (1820-1899) Prodist, 1977, p.56

[7] Modern Ideas of Evolution, J.W. Dawson (1820-1899) Prodist, 1977, p.54

Subscribe
Haber ver
guest

0 Comments
en eski
en yeni en çok oylanan
Inline Feedbacks
View all comments