İslamda Mucizenin Delil Kıymeti
Büyük bir seyirci topluluğu heyecanla Musa (a.s.) ile sihirbazlar arasında birazdan cereyan edecek yarışmayı bekliyorlar. Firavun ve erkanı da orada. Demek ki bu basit bir sokak gösterisi değil. Sihirbazlar en güçlü sihirlerini sergileyecek az sonra. Sihirbazlar ilginç aletleriyle gelmişler, belli ki çok iyi hazırlanmişlar. Kazandıkları takdirde hükümdarın onları büyük mükafatlara boğacağını biliyorlar. Bir tarafta sofistike aletleriyle, ihtişamlı giysileriyle sihirbazlar, öbür tarafta elinde tuttuğu asasından başka bir şeyi olmayan gayet gösterişsiz bir adam. Belli ki Musa’nın karşısındaki ekibe karşı hiç şansı yok. Sihirbazlar kendilerinden o kadar emin ki öncelik veya sonralık avantajını bile hesaplamaya gerek görmüyorlar. Musa’ya diyorlar ki Musa sen mi başlayacaksın yoksa biz mi başlayalım? Musa siz başlayın diyor. Sihirbazların gösterisi öyle güçlüdür ki bir aralık Musa bile içinde bir korku hisseder. Halk da sihrin, gözbağcılığın gücü karşısında hayretler içindedir. Musa asasını atar. O da ne! Herkesin şaşkın bakışları arasında o mütevazi insanın gösterişsiz sopası birden korkunç bir yılana dönüşüp sihirbazların onca sihrini, edevatını yutuverir!
Evet yarışma bitmiştir. Sihirbazlar küçük düşmüş, beklenmedik bir şekilde yenilmişlerdir. Firavun’dan gelecek onca mükafat da çöpe gitmiştir. Bütün bunların sorumlusu o Musa denen adamdır. Ama o an beklenmedik bir şey olur: Sihirbazlar Musa’dan nefret edecekleri yerde secdeye kapanıp Musa’nıın ve Harun’un rabbine iman ettik derler. Herkes şaşkınlık içindedir. Bu arada sihirbazları getiren ve onların kazanacağından emin olan Firavun tamamen madara olmuşken bu sihirbazların yaptığı da işe tuz biber ekmiştir. Öfkeyle gürler: Musa siz sihirbazların gizli lideri olmalı. Hepiniz bana karşı birleşip komplo kurdunuz. Ve benim iznim olmadan siz Musa’ya iman ettiniz. Ellerinizi ayaklarınızı çapraz kesip sizleri hurma kütüklerine astıracağım! Ama bu tehditlere sihirbazların verdiği cevap hiç beklenmeyecek bir cinsten: Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin.
İşte o noktada Firavun’un komplo teorisi de çökmüştür. Ne olmuştur da az önce Musa’nın azılı hasmı olan bu insanlar birden yüz seksen derece dönmüştür. Nasıl olur da az sonra kendilerini bekleyen korkunç akibet umurlarında değildir?
Onlar sihir tekniklerini en iyi bilen insanlardı. İşlerinin tam uzmanıydılar. Neyin sihir olup neyin olmadığını çok iyi biliyorlardı. Musa’nın asasının yaptıklarını görünce bunun sihirle filan ilgisi olmadığını, ancak çok yüce bir kudret sahibinin işi olduğunu hemen farkettiler. Dikkat edilirse hepsi secdeye kapandı. Çünkü bu olayın nereden kaynaklandığı onlara ayan beyan belli idi. Hemen iman ettiler ve tehditleri umursamadılar. Ama oradaki halk için durum farklıydı. Onlar neyin sihir, neyin mucize olduğunu bilecek durumda değildiler. Evet belki bu bir mucizeydi, ama belki de Musa diğer sihirbazlardan daha usta bir sihirbazdı kimbilir.
Eğer bu olay mucizeyse inanmak için mucize görmeyi şart koşanlar iman edeceklerdi. Ama diğerlerine göre Musa daha maharetli bir gözbağcıydı belki. Onlar Musa bizi büyüledi, bir şeyi olmuş gibi gösterdi diyeceklerdi. Mucizedir diyenler iman etmişti. Çünkü asanın yılan olup sihirleri yutması olağanüstü bir olaydı. Ama bu sebeple inananlar gün gelecek altından yapılmış bir buzağı heykelinin ses çıkarması gibi bir başka olağanüstü bir olayla küfre düşeceklerdi.
Gazali merhumun dediği gibi bugün bir mucize ile iman eden yarın bir başka olağanüstü olay ile küfre düşebilir.
İşte şu iki sebeple İslam insanların mucize isteklerini hoş karşılamamış ve çoğu kez o talepleri geri çevirmiştir:
- Küfr-ü inadi ehli ne mucize gösterilirse gösterilsin kabul etmeyeceklerdir: Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar, yine “Gözlerimiz döndürüldü, biz herhâlde büyülenmiş bir toplumuz” derlerdi. Hicr 14-15
- Mucizeyle imana gelenin de yarın bir başka olağanüstü bir olayla küfre düşme tehlikesi vardır.
Dikkat ettiniz mi kafirlerin ısrarlı taleplerine, meydan okumalarına karşı ayın yarılması gibi çok az sayıda mucize gösterilmişse de bu yöndeki isteklerinin çoğu reddedilmiştir. Ama öte yandan müslümanların arasında bir çok mucizeler cerayan etmiştir. Çölde susuz kaldıkları zaman efendimizin parmaklarından su fışkırması, hendek kazarken efendimizin açlıktan sararmış benzini gören sahabinin kestiği küçük bir hayvandan bir kaç yüz kişinin doyması olaylarını hatırlayın. Bunlar bir şey ispatlamak için yapılmamıştı. Zaten o insanlar efendimize iman etmişlerdi. O mucizeler müslümanların çok zorda kaldığı, bıçağın neredeyse kemiğe dayandığı durumlarda geçici bir ilahi bir lütuf, bir ikramdı. Zaten müslümanlar o mucizelerin bereketiyle sevindiler, Allah’a hamdettiler, ama aşırı büyütmediler, hatta belki çok şaşırmadılar bile. Her başları sıkıştığında efendimize gidip bir mucize göster demediler.
Ayrıca Hz. Musa ve İsa gibi peygamberlerin Allah’ın izni ve kudreti sayesinde gösterdiği büyük ve umumi mucizelere kıyasla son peygamberle tamamlanan bu dinin hak olduğunu ispat için artık mucizelere dayanmaması gerekiyordu. Evet enbiyanın mucizesi haktır. Ama efendimizden kıyamete kadar cari olacak bu hak din insanların akıllarıyla, fıtratlarıyla gerçeği görmelerini istemektedir. Kuran insanları akletmeye çağırır. İşte İslam daveti böylesine sağlam temeller üzerine bina edilmiştir. Bazı hristiyanlar İsa ölüyü diriltti, Öyleyse Muhammed’den üstündür derken İslam’ın bu yüceliğini, mucizelere ihtiyacı olmadan hak olmanın müthiş gücünü anlayamazlar. Gitsinler de bir ateiste 2000 sene önce İsa bir ölüyü diriltti, artık sen İsa’ya iman et desinler bakalım bu ne kadar ikna edici olacak!
Ayrıca bütün evren Allah’ın ayetleriyle dolu iken onlara kör, sağır ve dilsiz olanların mucize talep etmeleri de komiktir.
Hala ille de mucize mi diyorsunuz? O zaman Kuran okuyun, önyargısız, hoşunuza gitsin, gitmesin gerçekten hakkın peşinde olmak şartıyla.
İslamın hak olduğunu göstermek için mucizelere dayanmaması onun kendi mesajından ne kadar emin olduğunu gösterir. Bu da ancak gerçek dinin özelliğidir. Bu mesaj son peygamberden itibaren kıyamete kadar batıla meydan okuyacak, insanları hakka davet etmeye devam edecektir.
