
Usul-u fıkıhta Kuran-ı Kerim şöyle tarif edilir:
Resul-u ekrem (s.a.v.) e indirilen ve tevatüren menkul olan nazm-ı celildir.
Alimler efradını cami, ağyarını mani tarifler yaparlardı. Bu hatırda tutulduktan sonra, yukardaki tarifte hiç yazı bahsi geçmediğine dikkat ettiniz mi? Burada Kuran’ın sonraki nesillere nakledilmesindeki anahtar kelime “tevatüren” dir. Diğer bir deyişle Kuran bize yazı ile değil, tevatür yoluyla ulaşmıştır. Tevatüren demek her nesilde çok sayıda insanın sonrakilere rivayet etmesi demektir. İslam dünyasının bir ucuna giderseniz oradaki hafızların Kuran’ı bir rivayet zinciri ile, diğer uzak bir ucuna giderseniz oradakilerin de başka bir rivayet zinciri ile aldığını görürsünüz. Böyle çok sayıda rivayet zinciri vardır.
Kuran nazil oldukça efendimiz onu çeşitli materyeller üzerine yazdırmıştır. Bu doğru. Ama o zamanki Arap toplumunda okur yazar sayısı çok azdı. Neredeyse ümmi bir toplumdu. İnsanlar ayetleri dinleme yoluyla ezberliyorlardı. Daha sonra Hz. Osman’ın hilafetinde bir kaç nüsha meydana getirildi. Biri Medine’de tutulup diğerleri bazı büyük şehirlere gönderildi. Modern çağın insanının o günkü şartları anlaması zordur. Düşünün insanların evinde bugünkü gibi mushaflar yok. O bir kaç nüsha (ve Ibn-i Mesud’un r.a. şahsi mushafı gibi) az sayıda el yazması kitaplar var. O çağın müslümanları bugünkü gibi mushaflara kolay erişemiyorlardı. Öyleyse nasıl sure ezberleyeceklerdi? Dinleme yoluyla tabii. Başkasından dinleye dinleye.. Bu yolla ezberlemek zor oluyordu elbette.
Bir başka zorluk da o günkü Arap yazısıydı. O yazıda henüz ne hareke vardı, ne nokta. Bu da bir çok kelimenin farklı versiyonlarda okunabilirliği demekti. Eğer önceden dinleme yoluyla ezberlemediyseniz, o kelimeleri yanlış veya farklı okumanız işten bile değildi. Evet bazılarının okunuşu cümlenin gelişinden tahmin edilebiliyordu ama bir çoklarında da birden fazla ihtimalle okumak mümkündü ve mana değişiyordu. Arap yazısına harekeler, noktalar sonradan konmuştur.
Harekeli, noktalı olsa bile bu da yetmez. Yine de Kuran’ın işitme yoluyla nakline ihtiyaç devam eder. Yoksa harfler doğru telaffuzla okunamaz ve bazı kelimelerin hala yanlış okunması ihtimali vardır. Bugünkü Arapça’nın bazı lehçelerinde bazı harflerin telaffuzu tamamen değişmiştir. İşte Kuran rivayeten (ve tevatüren) nakledilmeseydi belki bugün çok farklı ve bozuk bir telaffuzla Kuran okuyacaktık.
Peki yazının rolü nedir burada? Yazı Kuran’ın ezberlenme sürecini ve hafızada tutulmasını kolaylaştırır. Mesela elinizde bir mushaf varsa Kuran’ı daha kolay ezberlersiniz. Bir kelimeyi hatırlayamazsanız mushafı açıp bakarsınız. Ama icazetli bir hafız olmak isterseniz ezberinizi veya okumanızı icazetli bir hocaya dinletip, doğru okuduğunuza dair onun onayını almanız gerekir. İcazet aldığınız andan itibaren siz de o tevatür zincirinde yerinizi almış olursunuz.
Demek oluyor ki yazı Kuran’ın nesilden nesile rivayetini kolaylaştıran bir araçtan ibarettir. Bir çoklarının sandığının aksine, onun ta efendimiz zamanından bu güne kadar değişmeden geldiğini ispatlayan şey yazı değildir. Kuranın bozulmadan bize ulaşmasını sağlayan metod tevatüren rivayettir.
Hadis rivayetlerini güvenilmez bulup bize Kuran yeter diyenler kendi iddialarının altını oyduklarının farkında bile değildirler. Halbuki Kuran’ın değişmeden zamanımıza ulaşmasında tevatüren rivayet asıldır. Yazı ise yardımcıdır.
Yahya b. Main merhum hadis almak için bir raviyi ziyaret eder. Sizde bir hadis varmış der. Adam evet der ve tam rivayet edeceği sırada Yahya sorar:
Bu hadis sizde yazılı olarak mevcut mu?
Ravi: Evet, yan odada
Yahya: Rica etsem getirir misiniz?
Ravi tam kalkıp yan odaya geçeceği sırada Yahya adamın giysisinden tutar ve şöyle der:
Önce rivayet edip, sonra yazıyı getirseniz?
Muhterem bu okur olaydaki inceliklere dikkat ettiniz mi?
Yahya yazıyı getirmesini istiyor. Ravi kendi yazısından okuyarak rivayet edecektir. Bu sırf hafızadan okumaktan daha sağlamdır. Ama Yahya sonra adamdan, önce rivayet edip sonra yazıyı getirmesini istiyor. Bunun sebebi şu: Ya raviye geri dönmek nasip olmazsa? Ya yan odaya geçtiğinde mesela ani bir şekilde vefat ederse? İşte o zaman o yazının bir kıymeti kalmayacaktır ve o rivayet kaybedilmiş olacaktır. Çünkü ravi kendi yazısından hatasız olarak yazdığı, bildiği ve ezberlediği gibi okur ve o yazının kendi yazısı olduğunu da onaylamış olur. O sebeple Yahya b. Main merhum önce hafızasından rivayet etmesini istiyor. Çünkü yazı olmasa da, o ravinin hafızasında bilinen bir problem olmadıkça, rivayet yine muteber olacaktır. Çünkü rivayet asıldır, yazı ise yardımcıdır.
Hem Kuran’ın hem de sünnetin sonraki nesillere naklinde alimlerimizin takip ettiği usül, rivayet ilimleri başka hiç bir dinde olmayıp o dinlerin uzmanlarına parmak ısırtacak kadar muhteşemdir.
Allah Kuran ve sünnetin nakline hizmet eden, hafızlarımıza, muhaddislerimize, cerh ve tadil alimlerimize rahmet eylesin, onlardan razı olsun, cennetlerinde nebilerle, sıddıklarla beraber eylesin. Onları sevmemek, onlara dua etmemek mümkün mü?