BAŞKASI ARACILIĞIYLA ALLAH'TAN İSTENİR Mİ?

 

Başkası aracılığıyla istemekten kasıt duası makbul olan veya makbul olduğunu umduğumuz bir şahıstan Allah'a dua etmesini talep etmektir. Bu da iki türlüdür:

 

  • Vefat etmiş veya gaybde olan (yanında olmayan) bir kişiden istemek
  • Yanında, gözünün önünde olan, hayatta olan bir kişiden istemek

 

Tarikatçılarda bir problemleri olduğunda yanlarında olmayan şeyhlerinden veya vefat etmiş eski tasavvuf büyüklerinden yardım isteme anlayışı yaygındır. Allah'tan başkasına dua edilmez deyince, biz ona dua etmiyoruz, ondan bizim için Allah'a dua etmesini istiyoruz derler. Madem hayatta olan bir kişiye gidip ondan dua istemek caizdir bu niye caiz olmasın derler. Onlara göre, doğrudan Allah'tan istemek yerine bu yola başvurmanın bir gerekçesi de şudur: Çok günahkar olduğumuzdan doğrudan Allah'a yapacağımız duanın kabul edilmesi ihtimali zayıftır. Ama vefat etmiş, duası makbul evliyadan bir zatı araya koyarsak, o bizim için dua ederse dileğimize nail oluruz.

 

Hayatta olan birinden doğrudan böyle bir talepte bulunmanın mahzuru olmadığında ihtilaf yoktur. Hayatında bir çok sahabi efendimize gelip onun kendileri için duasını istemişlerdi. Efendimiz hacca gidecek olan Ebu Bekir'e bizi de duadan unutma kardeşim demişti.

 

Ama tarikatçıların yaptığı böyle değildir. Onlar ölmüşlerden, gaybde olan şeyhlerinden dua talebinde bulunurlar. Bunun için de bazı mevzu veya çok zayıf rivayetleri delil olarak getirmeye çalışırlar.

 

Bu rivayetler içinde sadece bir tanesi sıhhat açısından iyidir (sahihtir):

 

Âmâ bir adam Peygamber (s.a.v.)'e gelerek "bana sıhhat ve afiyet vermesi için Allah'a dua et" dedi.
Rasulullah (s.a.v.) : "istersen senin için dua ederim. Ama dilersen sabredersin. Bu senin için daha hayırlıdır" buyurunca, adam: Dua et dedi.
Peygamber (s.a.v.) 'de güzelce abdest almasını ve şu şekilde dua etmesini emretti:
"Allahım senden istiyorum ve rahmet peygamberi olan peygamberin Muhammed ile Sana yöneliyorum. Ey Muhammed ben şu ihtiyacımı gidermesi için seninle Rabbime yöneldim. Allahım, O'nu benim için şefaatçi kıl"
Ahmed (4/138) Tirmizi : No 3578) Nesai es Sunenu'l Kubra (No 10419 10420) İbn Mace (No 1385)

(Bu hadise Hz. Osman'ın hilafeti zamanındaki bir olay ilave edilmişse de muhaddisler bu ilavenin sahih olmadığını tesbit etmişlerdir.)

Bu hadis tarikatçıların iddiasına delil olamaz. Çünkü burada açıkça görülüyor ki o gözleri görmeyen şahıs efendimizden kendisi için Allah'a dua etmesini istiyor.

Tarikatçılar burada "Ey Muhammed" ifadesine sarılırlar. Onlara göre o şahıs bu duasını peygamberin yanında değil onun gaybında yapmış ve "Ya Muhammed" diye ona gaybden seslenmiştir. Bu zorlama bir tevildir. Çünkü o zat efendimize gelmiş ondan gözlerinin açılması için dua istemiş, sonra da onun öğrettiği şekilde onun yanında Allah'a dua etmiş ve efendimizden dua isteğini onun yanında tekrarlamıştır.

 

Hem sonra Buhari'deki şu sahih hadis peygamberin gaybında onunla tevessül etmenin caiz olmadığına açık bir delildir:

Hz. Ömer (r.a.): "Allahım biz sana (Hayatta iken) peygamberin ile tevessül ederdik de yağmur yağdırırdın. Şimdi de peygamberinin amcası (Abbas r.a.) ile tevessülde bulunuyoruz, bize yağmur nimetini bahşet"

Ömer (r.a.) efendimizin vefatından sonra bir kıtlık senesinde yağmur duasında bu sözleri söylemiş ve orada bulunan bir çok sahabi de sukutlari ile bunu ikrar etmiştir. Tarikatçılara şu soruyu sorduğunuzda verecek bir cevapları yoktur: Vefatından sonra efendimizle tevessül caizse o varken niçin sahabe hazeratı yanlarında ve hayatta olan amcası Abbas ile tevessül ettiler?

 

Bu hadiseye ilaveten gaybde veya vefat etmiş kimselerle tevessülün caiz olmadığına çok kuvvetli bir delil de şudur:

Ashab-i kiram dünya ve ahiret hayrı için uğraşmakta insanların en önde gidenleri idiler. Efendimizin vefatından sonra zor günler geçirdiler. Çok tehlikeli savaşlar oldu. Daha sonra Hz. Osman'ın şehadetinden sonra çıkan fitnelerde çok zorluklar yaşadılar. Eğer efendimizle tevessül caiz olsaydı, herkesten önce sahabe-i kiram efendimizin mübarek kabrini sık sık ziyaret ederek ondan dua talebinde bulunurlardı. Hem de bunu her fırsatta bol bol yaparlardı. Çünkü efendimizin duasının müstecab olduğunu biliyorlardı. Ama böyle bir şey hiç yapmadılar.

 

Tarikatçıların batıl tevessüllerindeki mantığın tenkidi:

Bu batıni mantığa göre günahkar olarak dua etmektense, duası makbul vefat etmiş eski tasavvuf şeyhlerinin ruhaniyetinden dua taleb etmek daha kabule karin olacaktır.

Aşağıdaki hususlar nazar-ı dikkate alınırsa bu mantığın ne kadar batıl olduğu açık seçik belli olur:

 

  • Eğer o mantığı kullanırsak, isteklerimizin olması için Allah'a dua etmeye hiç gerek kalmaz. Geçmiş tasavvuf büyüklerini de araya koymaya bile gerek yoktur. Çünkü onların dualarının ne kadar müstecab olduğunu bilmiyoruz. Onların Allah'ın sevgili kulları olduğu, dualarının kabul olunduğu sadece bir hüsn-ü zandan ibarettir. Onları da bırakıp efendimizi araya koyarız. Çünkü onun duasının makbul olduğunu biliyoruz. Bakın bu batıni mantık bizi nereye götürüyor. Halbuki dua ibadettir. Eğer sadece günahsızların duası kabul ediliyorsa dünyadaki müslümanların hemen tamamının dua etmesi abestir. Halbuki Allah teala kitab-i keriminde "Bana dua edin, isticab edeyim" buyurmaktadır. Tarikatçıların bu fasid mantığından Allah'a sığınırız.
  • Dua için araya koyduğunuz vefat etmiş bir zatın öbür alemde ne durumda olduğu bilinmemektedir. Allah'ın ona dualara aracılık etmesi için yetki verdiğine dair bir delil yoktur. Ama tarikatçılara bakılırsa Allah geçmiş müteveffa bazı şeyhlere aracılık ve tasarruf yetkisi vermiştir. Bunlar dünyadaki durumlara muttali olurlar. Kendilerine gelen dua aracılığı taleplerini işitirler. Diğer bir deyişle bunların bu şeyhler taifesi havada uçuşup durur, talepleri alırlar. Halbuki koca peygamber İsa (a.s.) bakın ne diyor: Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" demişti de, "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin" demişti, "Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin." Maide 116-117 Yine muttefakun aleyh bir hadisde:Abdullah bin Mesud’dan (r.a.) rivayetle, Nebî (s.a.s.) şöyle buyurdu:“Hepinizden önce Ben havuzun başına geli­rim. Sizden bazı kimseler benimle beraber çıkarlar sonra da bazıları benim önümden alınıverilirler. Ben:“Ya Rabbim! Onlar benim ashabımdırlar” derim. Bana da:“Şüphesiz sen­den sonra onların neler yaptıklarını sen bilmiyorsun” deni­lir.

    Görülüyor ki ne efendimiz ne de Hz. İsa kendilerinden sonra neler olduğunu bilmiyorlardı. Ama tarikatçıların şeyhlerinin ruhaniyetleri öldükten sonra ortalıkta fırıl fırıl dolaşmakta, dua taleplerini işitmektedirler (!) (Evet efendimize gönderilen salat ve selam ona ulaşır ama bu onun dünyada olan bitenleri görüp işittiği manasına gelmez. Ayrıca bu salat ve selamın ulaşması ona ait bir hususiyettir. Tasavvuf büyüklerinin ruhaniyetlerinin dua taleplerini işitip o kimseler için Allah'a dua edeceklerine dair Kuran ve sünnette hiç bir delil yoktur.)

  • Hayatta olan bir arkadaşınızdan dua istemekle gaybden ve vefat etmiş kimselerden talepte bulunmak arasında mühim bir kalbi fark vardır. Gaybe doğru kalp yöneldiğinde yüce bir makamdan istekte bulunacaktır. Kişi bu istek sırasında o makamı büyütür. O makama haiz varlığın, diyelim ki geçmiş bir şeyhin ruhaniyetinin insan üstü güçlerle, yetkilerle donatıldığına inanır. Bu durum onlara yapılan taleplerin Allah'a yapılan duaya benzemesine yol açar. İşte bu sebepdendir ki ölmüşlerle tevessül insanı şirke götürebilecek çok çirkin bir bidattir. Bu konu iyice düşünülürse sahabe-i kiramın böyle duaya benzeyen veya dua halet-i ruhiyesini oluşturan bu gibi batıl uygulamalardan kaçındığı (Yukarıdaki Ömer hadisinde olduğu gibi) ve tevhidin üzerine nasıl titredikleri daha iyi anlaşılır. Müslüman yüzünü göğe kaldırdı mı sadece Allah'a yakarmalıdır, sadece ondan istemelidir. O aracısız olarak bütün duaları işitir ve onlara isticabe eder.

Tarikat ehli hem Allah'ın rızasını ve sevgisini kazanmak için zikir ve riyazet yoluna girer, hem de ölülerle, gaib olan şeyhlerle istimdad etme bidatini irtikab ederler. "De ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin" buyuran Allah'ın ayeti varken, bu korkunç bidati işleyen mürid Allah'ın sevgisini nasıl kazanacak?

 

 

 

 

 

 

 

 

(devam edecek)

Subscribe
Haber ver
guest

1 Comment
en eski
en yeni en çok oylanan
Inline Feedbacks
View all comments
Ali
Ali
8 years ago

Merak ediyorum, bizdeli seviyede Tarikat mantigi diger musluman toplumlar dada varmi? Yoksa bize mi has biraz ?