Hz. Muhammed’in Zamanlar Üstü, Apaçık Risaleti

 

Bir zat düşünün, 7nci asırda çölde kabile toplumunda hanımıyla sessiz sakin bir hayat yaşıyor. Okuma yazma bilmiyor, herhangi bir eğitim almamış. Zaten o toplumda eğitim diye bir şey yok. Herkes tarafından güvenilir olarak tanınan biri. İnsanlar yolculuğa çıkacaklarında değerli eşyalarını ona emanet ediyor.

Toplum arap müşriklerinin putlarını barındıran bir şehirde yaşıyor. Şehir bu bakımdan dini bir merkez. Ama o zamanın medeniyet merkezlerine uzak bir yer. Okuma yazma bilenler çok seyrek. İnsanların yeni doğmuş kızlarını diri diri gömmeleri yadırganmıyor. Kan davalarından çok çekmişler. Yıllarca süren kan davaları, kabileler arası uzun yıllar alan Buas harpleri daha yakın geçmişte bitmiş. Bir sukunet dönemi var. İnsanlar kan davalarından bıkmışlar, nihayet rahat bir nefes almışlar.

İşte o zat birden ey millet ben Allah’ın elçisiyim. Putlara tapmayın. Allah’tan başka ilah yok diye ortaya çıkıveriyor. Önce önemsemiyorlar ama o, davasından vazgeçmiyor. Bazı insanlar ona katılmaya başlayınca endişeleniyorlar. Şair diyorlar olmuyor, deli diyorlar olmuyor. Allah’tan gelen ayetler son derece kesin, keskin ve tavizsiz, müşriklerin en kutsal değerlerini yerle bir ediyor.

Müşrikler kızgın. O zat etliye sütlüye karışmadan gitse kendi ilahına ibadet etse mesele kalmayacak. Ama o mütemadiyen toplumun değerlerine saldırıyor, inançlarına hücum ediyor. Amcası Ebu Talib’e gidiyorlar. Bak Ebu Talib diyorlar, senin bu yeğenin artık çok oluyor, aramıza ikilik sokuyor, ilahlarımıza laf ediyor, yeğenine mukayyet ol! Bu sözlerde hem de bir tehdit gizli: Yani birimizin elinden bir kaza çıkar, yeğenin öldürülüverir, sonra siz Haşimoğulları kendinizi sonu gelmez, yeni bir kan davasının içinde bulursunuz. Hem havuç, hem sopa gösteriyorlar: Ne istiyorsa verelim bu işten vazgeçsin diyorlar. Ebu Talib müslüman değil, ama yeğenini çok seviyor. Bir yandan da hemşerileriyle başı derde girsin istemiyor. Dönüyor yeğenine ne dersin diye soruyor: O şöyle diyor: Amca sağ elime güneşi, sol elime ayı koysalar ben bu davadan vazgeçmem!

Para teklif ediyorlar olmuyor, makam, kadın teklif ediyorlar olmuyor. Ama o zat tavizsizliği için çok ağır bir bedel ödeyecektir. O artık eskiden saygın bir yeri olan kendi toplumu içinde bir garip olmuştur. Alaylara, tehditlere, hatta bazı kendi yakınlarının düşmanlığına bile maruz kalmıştır. Az zaman sonra ilk Müslüman olan sevgili hanımını, destekçisi olan o muhteşem insanı kaybeder. Artık iyice kolu kanadı kırılmıştır. Ama inen ayetlerde hiç bir yumuşama alameti görülmemektedir. Müşriklerin ilahlarına, değerlerine, kutsallarına aynı sertlikle hücum vardır.

Sonrasını biliyorsunuz. Öldürülmekten son anda kurtularak Medine’ye göç eder ve orada yepyeni bir toplumun, uygarlığın temellerini atar.

Siz tarihte onun gibisini gördünüz mü? Onca düşünürler, devlet adamları, liderler, manevi önderler geldi, geçti. Onun gibi aynı anda bütün bu özellikleri kendinde toplayan, onun gibi çığır açan biri var mı tarihte? Aynı zamanda hem devlet adamı, hem komutan, hem din, değer sistemi ve kanun koyucu, hem aile babası, hem hakim, hem savaşçı, hem medeniyet kurucu, hem öğretici, hem adalet ve hikmet sahibi, hem güzel ahlak ve rahmet sembolü, hem de ezilenlerin/kimsesizlerin kimsesi olmuş bir tek kişi gösterin! Devlet adamları gibi, filozoflar gibi bir eğitim almamış, okuma yazma dahi bilmeyen bir insan bütün bunların hepsini hem de 23 sene gibi kısa zamanda üstelik geceleri uzun saatler ibadet etmesine rağmen başarabilir mi? Bunu o çok zeki bir insanmış diye geçiştirebilir misiniz? İşte Muhammed (a.s.) ın tarihi şahsiyeti, hayatı ve yaptıkları onun en büyük bir mucizesidir. Bunları yapmak ancak onu elçi olarak gönderen alemlerin rabbi, kendisinden başka ilah olmayan Allah’ın desteği ile mümkündür. Bir düşünün: nasıl oluyor da 7nci asır çöl insanının getirdiği din ve sistem hala bugünkü egemenleri, dünyaya hükmeden güçleri korkutuyor? Nasıl oluyor da onun tebliğ ettiği kitap bir türlü eskimiyor? Milyonlarca insana nur ve hidayet kaynağı oluyor? Bütün bunları tabii sebeplerle açıklamak mümkün müdür? İşte oradan peygamber sanki size sesleniyor: Ben Allah’ın elçisiyim, ben ümmi resulüm, müjdeciyim, uyarıcıyım. Kendiliğimden konuşmuyorum. Daha ne kadar kulaklarınızı tıkayacaksınız?

O peygamberin en büyük mucizelerinden biri de Kuran’dır. Açın Kuran’ı okuyun. Müşriklere, şüphe içinde kıvrananlara, inatçı ateistlere, batıl din mensuplarına meydan okuyan Kuran! Açın okuyun, sonra kendinize dürüstçe sorun: Yaklaşık 15 asır önce okuma yazma bile bilmeyen bir çöl insanı nasıl böyle bir kitap yapabilir? Bugün her kesimden, her eğitim seviyesinden binlerce insanın okuyarak müslüman olduğu o kitap? Ayetleri indirildiği sıradan farklı olarak tasnif edilerek bir araya geldiği halde hiç bir tutarsızlık olmayan o muhteşem kitap!

Peki Hz. Muhammed diğer peygamberler gibi tabiat kanunlarına aykırı düşen mucizeler göstermiş midir, mesela Musa (a.s.) gibi asası yılana dönüşmüş müdür, İsa (a.s.) gibi ölüleri diriltmiş midir derseniz, bilin ki o peygamberin mesajını o gibi mucizelerle ispatlamaya kalkmak tercih edilmemiştir. Bu konu iyi anlaşılırsa Hz. Muhammed’in mesajının hak olduğu bir defa daha tebellür eder. Şu kadarı burada söylenebilir ki nasıl onun gününde o tür mucizelere fazla itibar edilmediyse bugün de o mucizelerden bahsetmek değil tam tersi doğrudur. Şu yazı o konuyu izah ediyor: İslam’da mucizenin delil kıymeti

O peygamberin hak olduğunu anlamanın bir yolu da diğer ihtimalleri elemedir. Buna Heraklius metodu da denebilir. Eğer biri ben Allah’ın elçisiyim diyorsa şu ihtimaller vardır:

  • Ya o gerçekten Allah’ın elçisidir
  • Ya bir menfaat veya hesap için yalan söylüyordur
  • Veya Akli dengesi yerinde değildir

Siz bu ihtimalleri bir eleyin bakalım geriye ne kalıyor?

 

 

 

 

Subscribe
Haber ver
guest

0 Comments
en eski
en yeni en çok oylanan
Inline Feedbacks
View all comments